FAYDALI BİLGİLER

Çileğin faydalarından ahududuyla ilgili efsanelere,
kayısının içerdiği vitaminlerden
vişnenin her derde deva
özelliklerine kadar türlü türlü
yararlı bilgiyi bulabileceğiniz
bir köşe... Tam size göre!

TATLI TARİFLER

Pekmezli keki hiç duymadıysanız
ya da tahinli çıtır ruloları hiç
tatmadıysanız, işte size tatlı mı tatlı,
birbirinden lezzetli tarifler. Hazırlanışı
kolay, yemesi keyifli...Çay saatlerinin
vazgeçilmez lezzetleri

ANKET

Kahvaltı sofralarının vazgeçilmezi sizce hangisidir?

Tam kıvamında hazırlanmış bir tahin pekmez
Kızarmış ekmeğin üzerine sürülen tereyağının lezzetini ikiye katlayacak bir vişne reçeli
Ağızda dağılan, taptaze antep fıstıklı bir helva
Kahvaltı soframda hepsi olsun isterim

HABERLER

  • Çileğin faydalarından ahududuyla ilgili efsanelere, kayısının içerdiği vitaminlerden
  • Çileğin faydalarından ahududuyla ilgili efsanelere, kayısının içerdiği vitaminlerden
  • Çileğin faydalarından ahududuyla ilgili efsanelere, kayısının içerdiği vitaminlerden

Barkodla Ara

 
TUNAŞ GIDA PAZ. SAN. TİC. LTD. ŞTİ. ÇELİKLER GIDA SAN. TİC. LTD. ŞTİ.
 
Pazarlama ve Satış
Kültür Sk. No: 1 Metroport İş Merkezi D:117
Bahçelievler-İstanbul / TÜRKİYE
Tel: +90 212 441 43 43 Faks: +90 212 441 33 73
tunas@tunas.com.tr
Fabrika ve Merkez
2.Organize Sanayi Bölgesi C.Doğan Bulvarı No :3
Başpınar/ Gaziantep /TÜRKİYE
Tel: +90 342 337 33 33 Faks: +90 342 337 33 47
www.tunas.com.tr
Pazarlama
pazarlama@tunas.com.tr
İhracat
export@tunas.com.tr
Dış Tic.
impex@tunas.com.tr
Üretim
uretim@tunas.com.tr
 
Sevkiyat
planlama@tunas.com.tr
Muhasebe
muhasebe@tunas.com.tr
İnsan Kaynakları
ik@tunas.com.tr
Tüketici İlişkileri
info@tunas.com.tr
 
Pek çok yer, reçelin kaynağının Ortadoğu topraklarında doğduğunu yazıyor. Avrupa’ya ulaşması ise Haçlı Seferlerine dayanıyor. Haçlı Seferleri sırasında şeker kamışı ve bazı meyveler Avrupa’ya ulaşıyor ve haliyle reçel doğuyor. Romalı Apicius 1. yüzyılda yazdığı ve bilinen en eski yemek kitabı olarak tanımlanan kitabında bazı reçel tariflerine de yer veriyor. Hayatımızın en güzel tatlarından biri olan reçel, Farsça ‘riçal’ kelimesinden gelen bir sözcük.

Reçel yapımı için iki yol

1. Kaynatarak
İyi bir reçel yapmak için meyvelerin taze olması çok önemli. Çürük ya da olgun olmayan meyveleri kullanmamanızı tavsiye ederiz. Meyveleri iyice yıkamanız şart.


2. Katlama usulü
Meyveler bir gün önceden şekerle katlanıyor. Mesela çilek, şeftali, vişne ya da erik reçeli katlama usulüyle yapılan reçellerin başında geliyor. Temiz bir kap içine bir kat meyve ve bir kat şeker yerleştiriliyor. Ertesi gün fazla sulanma olduysa doğrudan doğruya, eğer sulanması az ise biraz takviye su katarak kaynatılıyor. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus meyvelerin kaynarken dağılmaması. Bunun için meyveleri kaynama sırasında başka bir kaba alın. Şurup istediğiniz kıvama gelince içine meyveleri atın

Reçel Türleri

Geleneksel Reçel
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'ne göre geleneksel reçel; şekerler ve meyvelerin belirli kıvama getirilmiş karışımıdır. Bu reçel türünde meyve oranı %33 olarak belirlenmiştir.

Ekstra Geleneksel Reçel
Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği' ne göre ekstra geleneksel reçel; şekerler ve meyvelerin belirli kıvama getirilmiş karışımıdır. Bu reçel türünde ise meyve oranı min. %45 olarak belirlenmiştir. Geleneksel reçelden farkı içeriğindeki meyve yoğunluğunun daha fazla olmasıdır.

Diyabetlik Ürünler
Normal şartlarda hazırlanan reçel vb. ürünlerde şeker oranı oldukça fazladır. Bu nedenle şeker tüketimi sakıncalı olan hastalar için diyabetlik ürünler üretilmektedir.

Marmelat
Meyvelerin rendelenip şeker katılarak kaynatılmasıyla yapılan bir çeşit reçeldir. Reçelden daha çok kaynatılır ve suyunu daha çok çeker. Dolayısıyla akışkanlığı reçele göre daha azdır.

Gül çoğumuzun çok sevdiği ve aşk çiçeği olarak nitelendirdiği bir bitki ve bununla birlikte cilt bakımında, sağlık alanında yardımcı bitki olarak ve gıda sektöründe de kullanılır. İşte gül suyunun sağlık alanında ve cilt bakımında kullanılıdığı bazı yerler. Boğaz, ağız iltihapları, sindirim sistemi iltihapları, ishal, saçtaki kepeklenme , eklem iltihaplarında, göğüs hastalıkları, küçük cilt yaraları, burun akıntıları, kesikler, burkulma ve ezikler, ergenlik sivilceleri gibi pek çok derde deva gül suyu. Gülün günümüzdeki kullanım şekilleri : Gül reçeli, gül konservesi, gül suyu, gül kremi, gül yağı şeklindedir.

GÜL REÇELİNİN HAZIRLANIŞI

Gül yaprakları saplarından koparılarak 100 gr. tartılır, sonra suya daldırılarak yıkanır. Suyu süzülür ve bir makasla ince ince kesilir, sonra bir kavanoza veya reçel pişirilecek kapaklı tencereye toz şekerle iyice karıştırılarak konur. Karıştırma sırasında gerekli limon tuzu veya limon suyu da ilave edilerek kabın ağızı iyice kapatılır ve sonra serince bir yerde muhafaza edilir.

Şekerli gül yaprakları iki gün bu şekilde bekletilir. Bu süre içinde gül yapraklarının suyu şekeri alır ve sulanır, fakat bu pişirme için kâfi gelmez. Bunun için pişirmeye başlamadan önce güller kavanoza konmuşsa kavanozun şeker kalıntıları iki defada ilave edilerek, 150 şer gramlık su ile yıkanır ve pişme tenceresine dökülür. Eğer güller pişme tenceresinde şekerle karıştırılmışsa 1.5 bardak su dökülerek ateşte kıvamını buluncaya kadar pişirilir. Pişirmenin sonuna doğru hasıl olan köpükler iyice alınır, sonra ocaktan indirilen reçel sıcak sıcak kuru ve temiz kaplara doldurulur. Yukarıdaki tertibe göre yapılan reçel piştikten sonra 1100-1150 gram kalır. Afiyet olsun…

Gül reçeli kokulu güllerden yapılır. Gül reçeli mideyi güçlendirir. Gül reçelinden yapılan şerbetin de kalbe iyi geldiği söylenir.

Kirazın anavatanı Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Kuzey Anadolu; vişnenin ise İstanbul ile Hazar Denizi arasında uzanan Kuzey Anadolu Dağlarıdır. Hatta, vişnenin botanikteki Latince adı Prunus cerasus, bu günkü Giresun’un eski adı olan Kerasus ’dan gelmektedir. Kiraz ve vişnenin Avrupa kıtasına yayılması tohumlarının kuşlar ve hayvanlar tarafından taşınmalarıyla olmuştur. Amerika’ya ise kirazı kolonistler götürmüşlerdir. Çeşitlerin çoğu İngiltere ’den ithal edilmiş olup, ilk modern kiraz yetiştiriciliğine Pasifik kıyılarındaki Oregon Eyaletinde başlanmıştır.

Yakut kırmızı rengi ile reçelini yemeye alıştığımız vişne, içerdiği mineral ve vitaminler sayesinde, birçok hastalığa karşı koruma kalkanı yerine geçiyor. İçeriğinde bulunan ve meyveye kırmızı rengini veren “antosiyanin” ise vişneye hücre yenileme yani antioksidan özelliğini kazandırıyor. Günde bir bardak vişne suyu tüketimi ile vücut günlük antioksidan ihtiyacını karşılıyor. Kalp ve damar hastalıklarından kansere hastalık riskini azaltmaya yardımcı olan vişne, kas ağrılarının hafifletilmesi, hafıza gelişimi ve kilo dengeleme gibi konularda da etkin rol oynuyor.

Tam bir vitamin ve mineral deposu olan vişne meyvesinde bulunan A ve C vitamini ile sodyum, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri, özellikle ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah.

Vişnenin “ekşi” artıları
Ferahlatıcı etkisi yüksek bir meyve olan vişnenin şeker oranı kirazdan düşük olduğu için daha az kalori içeriyor. Diareyi kesmesi ve idrar söktürücü özellikleri, mide ve karaciğerin düzenli olarak çalışmasına yardımcı olmasının yanı sıra, vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasında etkin rol oynuyor. Sindirim sisteminin dengeli ve düzenli fonksiyonu için önemli bir meyve olan vişne ile ilgili yapılan ön araştırmalar gösteriyor ki; vişnedeki “antosiyanin”ler, kolon kanseri riskini de önemli ölçüde azaltıyor.

VİŞNE REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Vişneler bol su ile yıkanıp, sapları koparılır, çekirdekleri çıkarılıp sonra bir kat şeker bir kat vişne olmak üzere en üste şeker gelecek şekilde bir kaba veya reçel pişirme tenceresine katlanarak konulur. Bir gece veya 4-5 saat kendi haline bırakılır. Şeker vişnenin suyunu emer ve eriyerek sulanır. Ertesi gün vişnelere hiç su ilave edilmeden pişirilir, vişneler bir süre piştikten sonra delikli kepçe ile dışarı alınır, şurup karıştırılarak koyulaştırılır, sonra vişneler şuruba tekrar konarak limon tuzu veya limon suyu ilave edilir. 4-5 dakika daha pişirildikten sonra tam kıvamında iken ateşten indirilir ve sıcak sıcak temiz ve kuru kaplara doldurulur. Afiyet olsun…

Bilimsel adına (Prunus armeniaca ) bakılarak başlangıçta anavatanının Ermenistan olduğu zannedilen kayısı, daha sonra yapılan araştırmalarda bu meyve türünün yayılma alanının Orta Asya'dan Batı Çin'e kadar uzandığını ortaya konmuştur. Çin, Orta Asya ve Yakın Doğu olmak üzere kayısının üç gen merkezi bulunmaktadır. Kayısı, anavatanı olan Çin'de Milattan üç bin sene öncesinden beri bilinmekteydi. Kayısının İtalya ve Yunanistan’dan diğer Avrupa ülkelerine geçişi çok eskiye dayanmamaktadır. Kayısı 13. yüzyılda İngiltere’ye, 17. yüzyılda ise Fransa ve Amerika’ya götürülmüştür.

TAZE KAYISI REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Kayısıların çekirdeklerini çıkarın, kayısılar büyükse ortadan ikiye bölün. Kayısıları tencereye yerleştirin. Üzerine şekeri ilave edin ve bir gece bu şekilde bekletin. Çıkan kayısı çekirdeklerini kırın ve içlerindeki bademleri alın. Bademlerin üzerine kaynar su ilave edin. beş dakika bekletin ve üzerindeki kabukları soyun. Bademleri tencerenin içine atın ve kısık ateşte reçeli pişmeye bırakın. Üzerinde oluşan köpükleri delikli kepçe ile toplayın. Reçel kıvamına gelince limon suyunu ilave edin. Beş dakika daha pişirip ocaktan alın. Sıcak iken kuru kavanoza alıp ters şekilde soğumaya bırakın. Afiyet olsun…
KURU KAYISI REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Bir tencereye toz şeker ve suyu koyup kaynamaya bırakın. Diğer yanda 24 saat suda ıslatılmış kuru kayısıların suyunu kevgirle iyice süzün. Sonra kayısıları, kaynamakta olan şuruba ilave edin. Şurup koyulaştıkça kontrol edin. Şurup koyulaşıp reçel kıvamına yaklaşınca, limon suyunu ilave edin. Beş dakika daha kaynatın. Kıvama geldiğini anlamak için, kaşıkla bir parça alıp, su dolu bir çay bardağına damlatın. Reçel toparlanıp camlaşıyorsa, hazır demektir. Sonra delikli kepçe ile tencerenin üzerindeki köpüğü toplayıp alın. Reçeli ateşten alın ve reçel sıcak iken kuru kavanoza alıp ters şekilde soğumaya bırakın. Afiyet olsun…

İlk kez Mezopotamya'da Yunanlılar tarafından aşılanarak üretilen bazı ayva cinsleri ülkemizde yaygın olarak bulunuyor. Anadolu'nun her yerinde yetişen çeşitli ayva ağaçları, meyvesinden önce, mayıs ve haziran aylarında açan güzel çiçekleriyle yazı müjdeliyor. Kasım ayındaysa en lezzetli halini alarak sofralarımızı süslemeye başlıyor. Çekici altın sarısı görünümünün altında yatan buruk, ekşi ve sert dokusu nedeniyle, ekmek, eşme ve limon ayvaları gibi birkaç türü dışında çiğ tüketimi pek tercih edilmeyen bir meyve. Ancak ayvanın uzun süre pişirildikten sonra hiçbir ilave malzeme kullanılmadan, adeta sihirle kırmızıya dönüşmesi ve baş döndürücü rayihasının etrafa yayılması, onu her aşçı için heyecan verici bir malzeme kılıyor.
Dünya ayva üretimi sıralamasında birinci olan Türkiye dünya tüketiminin de ortalama yüzde 25'ine sahip.

Ülkemizde hemen her çeşidi yetişen ayva, şekli, rengi, et dokusu, ağırlığı ve asit oranına göre bencikli, limon, ekmek, İstanbul, Midilli, söbü limon, eşme gibi yöresel isimler alıyor.

Yüksek oranda pektin (gıda endüstrisinde kıvam verici olarak kullanılan bir madde) içeren ayva ve çekirdeği, kozmetik bakım ürünleri imalatında da tercih edilen bir malzeme.

Ayva çekirdeklerinin ılık suda bekletilmesiyle elde edilen sıvı, Doğu şifacılığında etkili bir öksürük şurubu olarak biliniyor. Ayrıca dudak çatlamalarını önlüyor.

Bazı aktarlarda bulabileceğimiz ya da mevsiminde kurutarak da muhafaza edebileceğimiz ayva yaprağının, çay gibi ya da ıhlamurla birlikte demlenip içilmesinin sakinleştirici etkisi olduğu ve uykusuzluğa iyi geldiği biliniyor.

AYVA REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Ayvaların kabuklarını soyup çekirdeklerini ve çekirdek yatağını çıkarın. Soyulmuş olan ayvaları istenilen şekilde bölün veya rendeleyin. Bir tencereye su koyup, ayvaları bu tencereye atın. Ayvalar yumuşayıncaya dek haşlayın. Sonra şekeri katın ve karıştırarak şekeri eritin. Reçelin şurubu koyulaşıncaya dek tenceredekileri kaynatın. Şurup kıvamını bulduğunda, limon suyunu katıp biraz karıştırın. Bir taşım daha kaynattıktan sonra tencereyi ateşten alıp, sıcak sıcak temiz ve kuru kaplara doldurulur. Afiyet olsun…

Portakal, limon mandalina, greyfurt gibi ekonomik bakımdan değerli meyve ağaçlarının oluşturduğu bir bitki familyasıdır. Adını turunç ağacından alan bu familya aslında yalnızca tarım ürünlerini değil yabani otları ve çalıları da içerir. Ama günlük yaşamda turunçgiller sözcüğü doğrudan bu familyadaki meyve ağaçları için kullanılır. Bunlara yaygın olarak “narenciye” de denir.

Kar, kış, soğuk ve kaçınılmaz olarak peşimizi bırakmayan grip, soğuk algınlığı... Hemen hepimiz portakalı grip tedavisinde kullanırız. C vitamini deposu olduğunu da biliriz. Ama hem C vitaminin yararları, hem de portakalın yararları bildiklerimizle sınırlı değil. Portakal C vitamininin yanı sıra B vitamini, potasyum, kalsiyum, magnezyum da içeriyor. Lifler, organik asitler ve şeker açısından da zengin.

C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm veriyor. Portakal içindeki C vitamini ince ve kalın damarların yumuşak kalmasını sağlıyor. Damar tıkanıklığını önlüyor. Vücuttaki direnci arttırıyor.

Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunuyor. Folik asit, hamilelik boyunca ve özellikle ilk üç ay çok gerekli. Bebekte Spina Bifida gibi anormalliklerin oluşmasını engelliyor. Alyuvarların oluşmasına yardımcı oluyor.

Portakalın yapısında bulunan lifler ise, sindirim sistemini düzenliyor, bazı kanser türlerine ve kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltıyor.

PORTAKAL REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Portakalları iyice yıkayıp, kabuklarını bir fırçayla temizleyin. On tanesini keskin bir bıçakla enlemesine mümkün olduğu kadar ince dilimler halinde kesin. İki tanesinin de sıkarak suyunu çıkarın. Limonları da sıkıp suyunu çıkardıktan sonra, portakal dilimlerini, portakal ve limon suyuyla birlikte bir tencereye koyun. İçine bir adet tarçın kabuğunu atın. Hindistan cevizi rendesini de üzerine serpin. İki litre su ilave edip 24 saat dinlendirin. 24 saatin sonunda tarçın kabuğunu alıp, iki kilo toz şekerini üstüne dökün. Tencereyi ateşin üzerine koyarak yavaş yavaş kaynatmaya başlayın. Arada bir karıştırarak kaynama derecesine gelince ateşi kısınız ve bir buçuk saat hafif ateşte kaynatın. Reçel istediğiniz kıvama gelince tencereyi ateşten alıp temiz kavanozlara doldurun. Afiyet olsun…

İncirin anavatanı Türkiye olup, buradan Suriye, Filistin ve daha sonra da Ortadoğu üzerinden Çin ve Hindistan'a yayılmıştır.
İncir, eski Yunan ve Mısır Uygarlıklarında verimlilik sembolü olarak kabul edilmektedir.
Lifli bir besin olan incir a, b ve c vitaminlerinin yanı sıra sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demir mineralleri açısından oldukça zengindir. Özellikle kuru incirde Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri ve protein bulunur. İçerdiği yüksek lif oranı sayesinde sindirimi hızlandırır ve kolaylaştırır, bağırsakları yumuşatarak kabızlığı giderir. Vücuda kuvvet ve enerji verir. Bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderir. Halsizliğe, unutkanlığa, öksürük ve boğaz ağrılarına iyi gelir. Nezle ve bronşite faydalıdır. Özellikle Kuru incir balgam söktürür. kandaki kolesterol oranını düşürerek kalp ve damar hastalıklarına karşı vücudu korur. Bakteri ve virüslerin çoğalmasını önleyerek hastalıklara karşı direnci arttırır. Kansere karşı da koruyucudur.

KURU İNCİR REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
İncirleri doğrayıp bir gece suda bekletin. Daha sonra incirlere, şeker ve suyunu ekleyip kaynatın. Reçel kıvamı gelince içine limon tuzunu ekleyin. Bir taşım daha kaynattıktan sonra tencereyi ateşten alıp, sıcak sıcak temiz ve kuru kaplara doldurun. Afiyet olsun…

TAZE İNCİR REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Hazır aldığınız yada soyduğunuz incirleri geniş bir tencerede yaklaşık 20 dk kaynatın. İncirin haşlandığını renginin değişmesinden ve suyun dibine batmasından anlayabilirisiniz. Haşlanan incirleri süzün ve soğuduğunda hafifçe (patlatmadan) sıkın ve acı suyunu akıtın. Su ve şekeri geniş bir tencereye alın ve yüksek ateşte şeker tamamen eriyinceye kadar karıştırarak kaynatın. Şerbet kıvamına gelen karışıma incirleri ekleyin ve hafifçe karıştırın. Önce yüksek sonra orta ateşte incirleri pişmeye bırakın. İçine limon tuzunu ekleyerek bir taşım daha kaynattıktan sonra tencereyi ateşten alıp, sıcak sıcak temiz ve kuru kaplara doldurun. Afiyet olsun…

İNCİR MARMELADININ HAZIRLANIŞI
İncirleri iyice yıkayın. Bir kilo inciri bir su bardağı su ile haşlayıp, yumuşatın. Bu incirleri tahta bir kaşık yardımıyla bastırarak kevgirden geçirin. Elde ettiğiniz ezmeyi, tencereye koyun ve şekeri ara ara ilave ederek karıştıra karıştıra pişirin. Ezme, marmelat kıvamına gelmek üzereyken, limon suyunu tencereye boşaltın. Marmeladı biraz daha kaynatıp, ateşten alın. Marmeladı kuru cam kavanozlara boşaltıp kavanozların kapaklarını kapatın. Afiyet olsun…
Asıl vatanının Türkiye olduğu ve buradan dünyanın bütün yörelerine zaman içinde yayıldığı tahmin edilmektedir.
Yurdumuzun çeşitli yörelerinde doğal popülasyon halinde yaygın olarak bulunan kuşburnu, içerdiği mineral madde ve vitaminler yönünden gıda ve ilaç sanayinde aranan bir bitki durumundadır. Kuşburnu meyveleri C, P (Permeabilite), A, B1, B2, E ve K vitaminleri ile mineral maddelerden özellikle P ve K elementleri bakımından oldukça zengindir. C vitamini açısından dünyanın en zengin meyvesidir. 100 gr kuşburnu da bir sandık portakala eş değer C vitamini vardır.
Kuşburnu meyvesi limon ve domatesten 30-40 defa, elmadan 300 defa daha fazla vitamin içermektedir. Kuşburnu meyveleri marmelat, reçel, meyve suyu, bitkisel çay ve bebek mamalarının yapımında; ayrıca C vitamini bakımından fakir olan diğer meyve ve sebze sularının da vitamince zenginleştirilmesinde kullanılmaktadır. Çiçek ve yaprakları da bitkisel çay olarak değerlendirilmektedir.
Ülkemizde de basur-hemoroid’e, raşitizme ve romatizmaya karşı etkili olduğundan kullanımı yaygındır.
C Vitamini, vücutta bağ dokusunun sağlam ve sıkı olmasını sağlayarak soğuk algınlığı, nezle, grip ve diğer ateşli hastalıklara karşı vücudun direncini artırır.
A ve E Vitaminleri ile birlikte antioksidan etki göstererek kanser riskini önler, ayrıca fenolik maddelerle birlikte damar cidarlarının sağlam olmasını sağlar. Sonuçta kanamaların önlenmesine yardımcı olur.
Ayrıca şeker hastalıklarına, yan ağrılarına ve ishale karşı kullanımı çok yaygındır.

KUŞBURNU MARMELADININ HAZIRLANIŞI
Kırmızı renkteki kuşburnuları yıkayın, çiçek ve dip taraflarını keserek temizleyin. Marmelat yapılacak tencereye kuşburnuyu ve yüzeyine kadar su koyun. Kuşburnular ezilme kıvamına gelinceye kadar kaynatın. İyice yumuşayınca kuşburnuları kaynama suyunun yardımıyla süzgeçten geçirerek çekirdek ve zarlarından arındırın. Elde edilen kuşburnu ezmesini ince un eleğinden geçirin. Alta geçen elenmiş meyve ezmesini tekrar pişin. Bu ikinci kaynatmada dibinin tutmaması için tencereyi sürekli karıştırın. Kısık ateşte pelte kıvamını alıncaya kadar pişirin. Bu arada yüzeyde biriken köpükleri sürekli alın. Ayrıca kaynayan kazanın içine temiz ve renk vermeyen bir şifon veya tül çorap atılarak tüycüklerin toplanması sağlanabilir. İnmeye yakın kuşburnunun % 30u kadar şekeri ilave edin. Şekerin erken ilave edilmesi renginin daha koyu olmasına sebep olabilir. Sıcakken kavanozlara doldurup, kapağını kapatın. Afiyet olsun…
Ceviz, en az insanlık tarihi kadar eski bir meyve olan ceviz, tarihin en kadim tanığı. Cevizin ana vatanının İran olduğu, oradan Türkiye, Yunanistan, İtalya, İspanya, Hindistan, Çin ve Japonya ’ya yayıldığı biliniyor. Yunanlıların ve Romalıların MÖ 300 lü yıllarda ceviz yağı kullandıkları da tarihi kayıtlarda yer alıyor. Eski medeniyetler sadece yemek için değil, saçlarını ve elbiselerini boyamak için de ceviz kullanmışlar.
Dışındaki yeşil kabuğu kafa derisini, sert kabuğu kafatasını, içindeki zar beyin zarını, meyvesi ise beynin fizyolojik yapısını andıran ceviz, kimyasal içeriğiyle beyin sağlığını da koruyor. İçerdiği linoleik ve alfa linoleik asit, E ve B6 vitaminleri nedeniyle, sinir sistemimiz için ideal bir besin olan ceviz eski çağlardan beri beyin yorgunluğu için önerilen bir gıda olmuştur.
Gerçekten ceviz bu ilginç benzerliğin ötesinde tam bir “beyin destekleyicisi”. İçerdiği linoleik ve alfa linoleik asit, E ve B6 vitaminleri nedeniyle sinir sistemimiz için mükemmel bir besin.
Cevizdeki omega-3 yağ asitleri kalp hastalıklarını, inmeyi, diyabeti, yüksek kan basıncını ve klinik depresyonu azaltıyor. Kolesterol seviyesini düşürüyor, kalp atışlarında düzensizliği önlüyor.
Cevizdeki fitosteroller, kalın bağırsak, göğüs ve prostat kanseri gibi kanser türlerinden korunma sağlıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
Kolesterolün damarları tıkama aşamasında önemli bir adım olan şişme ve kızarıklığı azaltabiliyor
Cevizdeki l-arginin kan damarlarının iç tarafının pürüzsüz ve düzgün olmasını sağlayarak kan-damar sistemini rahatlatıyor.
Cevizdeki melatonin gece çalışan ve zaman farkından dolayı uyku düzensizliği çeken kişilerde uyuma rahatsızlıklarını ortadan kaldırabiliyor.

YEŞİL CEVİZ REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Yeşil cevizlerin dış kabuğunu ince bir şekilde soyun. 8 gün(her gün suyu değiştirilerek) suda bekletin. Bol su ile yıkayıp kireç kaymağında bir gece bekletin. Yine bol suda yıkayıp 10 dakika kaynatın. Yıkama ve kaynatma işlemini 3 kez tekrar edin. Suyunu süzdürün. Cevize şeker ilave edip 1 gece buzdolabında bekletin. Ertesi gün 1 su bardağı su ile kısık ateşte koyulaşana kadar kaynatın. Limon suyu ve karanfilleri ekleyip 15 dakika daha kaynatın. Sıcakken kavanozlara doldurup, kapağını kapatın. Afiyet olsun…

Kireç kaymağı: 2 avuç kirecin üzerine 3 litre su koyup karıştırın. 3-4 saat sonra kireç dibe çöker. Üstte biriken duru su kirecin kaymağıdır. Hazırlanan meyvelerin üzerini geçecek kadar bu suyu koyup yarım saat ile bir saat arası bekletin. Çok beklerse meyveler sertleşir. Daha sonra meyveleri bol suda 6-7 kez yıkayın. Yeşil ceviz reçeli, olgunlaşmamış yeşil kabuğundan ayrılmamış ham ceviz tanelerinden yapılır.
Anavatanı Anadolu olan erikler, dünyanın değişik iklim bölgelerine göçler ve harpler sebebiyle adapte olmuşlardır. Kafkasya ve Hazar Deniz'i çevresinden dünyaya yayıldığı sanılmaktadır. 'Prunus institia' adlı bir diğer erik türünün anavatanı ise Şam bölgesidir. Bütün dünyadaki erik çeşitlerinin sayısı, iki binden fazladır. Memleketimizde yetiştirilen çeşitlerin sayısı da iki yüzün üzerindedir. Erikler olgunluk zamanlarına, kullanılma şekillerine göre çeşitlere ayrılır. Erik ağaçları tür ve çeşitlerine göre iri boylu ağaçları teşkil ettikleri gibi, küçük boylu ağaçlar veya çalı şeklinde olanları da vardır.

Sert çekirdekli bir meyve ağacı olan eriğin iç kısmının sertleşmesiyle sert çekirdek kabuğu meydana gelir. Yenilen kısmı etli ve suludur. Meyveleri şekil, renk ve tat bakımından çok farklıdır. Tohumları (çekirdekleri) acıdır.

Bol miktarda B vitaminleri (B1, B2, B3, B6), A vitamini, C ve E vitamini içeren mürdüm eriğinin birincil olarak bağırsakları çalıştırıcı etkisi bilinmektedir. Erik ayrıca potasyum ve magnezyum mineral açısından da zengin bir meyve olması nedeniyle özellikle tansiyon hastalrının kullanması önerilmekte. Mürdüm eriği tansiyon hastalarının yanı sıra karaciğer, kalp ve böbrek hastalarına, sindirim rahatsızlığı çekenlerde, tuzsuz rejim yapan ve romatizma rahatsızlığı olanlarda da kullanılması gereklidir. Güçlü antioksidan, yani sağlıklı dokuları ve hücreleri koruyucu maddeler içermesi nedeniyle kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır.

MÜRDÜM ERİĞİ REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Mürdüm eriklerini bol suyla yıkayıp ve çekirdeklerini çıkartarak istediğiniz büyüklükte bölün. Sonra geniş bir tencereye aktarın ve üzerine toz şekeri ekleyin. Bu şekilde şekeri emmesi ve suyunu salması için bir gece bekletin. Sonra tencereyi orta ateş üzerine koyun ve üzerine 1 kahve fincanı suyu ekleyin, reçelin şurubu koyulaşana dek kaynatın. Reçeli ateşin üzerinden indirmeye yakın limon suyunu ekleyin ve bir taşım kaynatın. Tencereyi ateşin üzerinden indirdikten sonra üzerinde biriken köpüğü delikli bir kepçe yardımıyla alın ve sıcak şekilde kavanozlara doldurup, kapağını kapatın. Afiyet olsun…
Aslında, çileğin dünyaya yayılma hikayesi biraz ilginçtir…

18. yüzyılda Frezier adlı bir Fransız asker, görevli olarak Şili’ye gönderilir. Dönüşünde ilk kez bu ülkede yediği ve tadına doyamadığı küçük kırmızı renkli bir meyveyi, yani çileği Fransa’ya getirir. Oradan tüm dünyaya yayılan çilek, gülgiller familyasının bir üyesidir. Sapları yerden fazla yüksek olmayıp çiçekleri beyaz olan bitkinin yemişleri önceleri pembe, geliştikçe de koyu bir renk alır. Çileğin yaklaşık 600 çeşidi olduğu biliniyor. Ülkemizde 6 çeşit çilek yetiştiriliyor. Bunlar; Frenk çileği, turfanda yetiştirilen sera çileği, Arnavutköy çileği, reçel yapımında da kullanılan Bursa çileği, Ereğli Osmanlı çileği ve ormanlarda yetişen yabani çilek.

Sağlık açısından da diğer her meyve gibi çok faydalı olduğu bilinen çilek;

Romatizma ve benzeri hastalıkların ilacı olarak biliniyor, bütün salgı bezlerini çalıştırdığı vücuda gençlik ve kuvvet kazandırıyor. Çilek bol idrar söktürüyor. Üre asidi ve ürat tuzları birikintilerini, vücutta birikmiş zehirli maddeleri de dışarı atar. Ayrıca çilekte diğer meyvelerde bulunmayan salisilik asit vardır. Bu romatizma ilacının esas maddesidir.

Çilek damarları temizliyor ve vücuttaki fazla suyu atarak yüksek tansiyonu düşürüyor. Çilek karaciğerin çalışmasını, safra salgısını artırır. Böylece karaciğer kifayetsizliğini giderir ve hazma yardım eder.

Mide ve bağırsakları çalıştırır. Çilek suyu bağırsaklardaki zararlı mikropları öldürür. Onların insanı zehirlemesini önler. Bütün salgı bezlerini ahenkli şekilde çalıştırır. Vücuda gençlik ve kuvvet kazandırır. Çileğin içinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir.

ÇİLEK REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Çilekleri yıkayıp, saplarını temizleyin. Çilekleri istediğiniz büyüklüklere bölün. Çileklerin üzerine toz şekeri ekleyin ve tencerenin kapağını kapatarak bir gece bekletin. Ertesi gün, erimiş şeker ve çilekleri (su eklemeden) ocağa koyun ve orta ateşte arada sırada karıştırarak pişirmeye başlayın. Kaynamaya başlayınca ateşi kısın ve mümkün olduğunca karıştırmadan pişirmeye devam edin. Bu sırada reçelin üzerinde köpükler oluşmaya başlayacak, bu köpükleri sürekli alın. Reçelin kıvamı istenilen koyuluğa gelince limon suyunu ekleyin ve bir taşım daha kaynatın. Sonra sıcak şekilde kavanozlara doldurup, kapağını kapatın. Afiyet olsun…
Ahududu (Latince adı: Rubus idaeus), Adını Anadolu mitolojisinde yer alan İda Dağı’ndan (Kaz Dağları) alan ahududu İda Dağı böğürtleni olarak da tanınır. Raspberry ve Frambuaz olarak ta bilinir. Tanrılar Tanrısı Zeus’un yaşadığı Olimpos Dağı’nda yetişen bu bitki ağaç çileği olarak da adlandırılır.

Ahududu, üzümsü meyveler grubundandır. Yabani olarak birçok yerde rastlamak mümkündür. Fakat önemli olan ve tarımı yapılan ıslah edilmiş kültür çeşitleridir. Yabanilere oran la bu çeşitler daha verimli, daha gösterişli ve ekonomik değerleri çok daha yüksektir. Ahududu, Yurdum uzda özellikle Bölgemizde son birkaç yıldır ticari amaçla yetiştirilmektedir.

Ahududu meyveleri çeşitli şekilde değerlendirilmektedir. Taze tüketildikleri gibi konserve, reçel, marmelat, meyve suyu, pasta yapımında kullanılmaktadır.

Vücuttaki toksin maddeleri dışarı atar, kanı temizler. Vücuda dinçlik verir. Ateş düşürücü etkisi nedeniyle ateşli hastalıklarda faydalıdır. Romatizma, nıkris, kansızlık ve verem hastalıklarına karşı yararlıdır. İdrar söktürücü özelliğiyle kabızlığı giderir. Olgunlaşmış, taze Ahududu bol miktarda A vitamini barındırır ve çok faydalıdır. Dokuları sıkılaştırıcı ve güçlendirici etkisi vardır. Böbrek ve şeker hastalığı olanların taze olarak yemeleri tavsiye edilir.

AHUDUDU REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Ayıkladığınız ahududuları büyük bir kap içinde yıkayın ve süzgece alıp süzün. İyice süzülmüş ahududuları bir tencereye bir kat ahududu bir kat toz şeker olmak üzere kat kat koyun. Bi süre ahudunun suyunu bırakmasını bekleyin. Sonra kısık ateşte koyu bir kıvama gelinceye kadar ara ara karıştırarak kaynatın. Reçel kıvamına geldiğinde limon suyunu ilave edin. Bir taşımlık daha kaynattıktan sonra reçeli ateşten alın, ve delikli bir kepçe ile üstündeki köpükleri toplayın. Sıcakken kavanozlara doldurun. Afiyet olsun…
Böğürtlen gülgillerin alt grubu olan rubusgillerden olup bu gruba 100’lerce böğürtlen ve ahududu türleri dahildir. Vatanının batı Hindistan ve Pakistan olduğu tahmin edilen bitki zamanla doğuda Türkistan üzerinden Çine ve batıda Horasan üzerinden batı Avrupa’ya ve kuzey Afrika’ya kadar yayılmış ve nihayet son olarak kuzey Amerika’ya kadar yayılmıştır. Türkiye’nin Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yabani olarak yetişir ve genellikle ılıman bölgelerde, sulak ve nemli topraklarda, seyrek ve bakımsız ormanlarda daha çok yetişir.

İnsan sağlığında önemli rolleri olan böğürtlende organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengin bir meyvedir.

Böğürtlenin sayısız faydası olduğunu ve kansere karşı en etkili meyve olduğunu biliyor musunuz? Böğürtlen kanser ve tümör hücrelerinin gelişimini engelliyor. İçeriğinde bulunan ellagik asit antikanserojen madde olarak biliniyor. Bu madde kanser hücrelerinin ve tümörün büyümesini engelliyor. Göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği yapılan araştırmalarda tespit edilmiş.
Hafızaya iyi geliyor.
Yaprağından yapılan çay, ağız yaralarını iyileştiriyor.
Kanı temizliyor.
Cildi güzelleştiriyor. Bu sebeple kozmetikte de çok kullanılıyor.
Böğürtlen suyu kan şekerini dengeliyor.
Bol vitamin içeriyor. Özellikle içeriğindeki B grubu vitaminler çocukların gelişimini olumlu yönde etkiliyor.

BÖĞÜRTLEN REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Böğürtlenleri bol suyla yıkanıp suyu süzülünceye kadar süzgeçte bekletilin. Süzme işleminden sonra bir tencereye koyun, ve üzerine şeker ilave edin. Bir gece bu şekilde bekletin. Ertesi gün kısık ateşte karıştırmadan pişirin. Üzeri köpüklendikçe tahta kaşıkla köpüğünü alın ve iki üç damla limon suyu ekleyin. Bir taşımlık daha kaynattıktan sonra reçeli ateşten alın ve sıcakken kavanozlara doldurun. Afiyet olsun…
Yaban mersini yüz yıllardır bilinen bir meyvedir 1862’lere kadar uzanan bir literatür geçmişi vardır. Ancak yaban mersininin ünü, 2. dünya savaşı sırasında uçak pilotlarının görme yeteneklerini artırdığının anlaşılmasıyla yayılmıştır. Yaban mersini hakkında 1960 lardan sonra çeşitli laboratuar ve klinik deney araştırmaları yapılmıştır. Yaban mersini bütün bunların sonucunda günümüz modern tıbbının tedavi destekleyici meyveler literatüründe iyi bir yer edinmiştir.
Bu bitki ülkemizdeki literatürde Yaban mersini olarak bilinir. Ancak yetiştiği farklı coğrafyalarda farklı adlarla da bilinmektedir. Örneğin; Rize’de Likapa, Trabzon’da Ligarba, Lifos veya Trabzon Üzümü, Rize Pazar ilçesinde Kaskanaka, Rize Ardeşen İlçesinde Çera (Çela), Artvin’de Morsivit veya Mahabak, Giresun’da Çalı Çileği, diğer bölgelerde ise Ayı Üzümü, Çay Üzümü veya Çoban Üzümü.
Yaban mersininde diğer bütün şifalı bitkilerden daha fazla oranda anti oksidan madde vardır. Yalnızca bu özelliği dahi yaban mersinin önemli şifalı bitkiler kategorisine sokmaktadır. Aynı zamanda;
Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive etmektedir. Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahiptir. Taze olarak yenildiğinde kanı temizler. Besleyici olmasına rağmen kalori diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır. Kan şekerini düşürür. Kan kolesterolünü düşürür. Kalp krizi riskini azaltır. Gece görüş kabiliyetini artırır ve göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır. İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir. Yapılan araştırmalara göre günde bir kâse yaban mersini, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.

YABAN MERSİNİ REÇELİNİN HAZIRLANIŞI
Tencereye koyduğunuz yaban mersininin üzerini örtecek şekilde şekeri serpin ve tencereyi ocağa alın. Kısık ateşten az daha harlı ateşte, şekerin eriyip meyvenin suyunu vermesi ile ara ara karıştırarak pişirin. Kaynadıktan sonra altını kısıp, fokur fokur kaynamayacak şekilde bi süre daha pişirin. Reçel kıvamını alınca limon suyunu ilave edin. Bir taşımlık daha kaynattıktan sonra reçeli ateşten alın ve sıcakken kavanozlara doldurun. Afiyet olsun…

YABAN MERSİNİ MARMELADININ HAZIRLANIŞI; Meyveleri ayıklayarak yıkayın ve kurulayın, bir çatalın yardımı ile ezin. Püreyi, elma suyu, macis ve şeker ile büyük bir tencereye koyun, devamlı karıştırarak kaynatın. Limon tuzunu karıştırın ve tekrar bir taşım daha kaynatın,. Marmeladın üstünde oluşan köpüğü alın, macisleri çıkartın. Marmeladı kavanozlara doldurun ve kavanozları kapatın. Afiyet olsun…”
Sıcak iklimlerde yetişen susam Sesamum indicum bitkisinden elde edilmektedir. Özellikle ekmek yapımında kullanılan susam, sarımtırak ve siyah renkte tohumlar halindedir. Ayrıca şekerlemelerde ve Orta Doğu mutfaklarında kullanılmaktadır. Sıcak yerlerde, özellikle Afrika, Asya, Güney Amerika ve Ortadoğu bölgersinin ılıman bölgelerinde yetiştirilmektedir. Serin, kuru ve karanlık yerlerde saklanmalıdır. Susam, büyük ihtimalle bilinen en eski tarım ürünlerinden bir tanesidir. Çin'de 2 bin yıl önce ekildiği bilinir. Çin aynı zamanda en büyük susam üreticilerindendir. Susam yağı Çin, Japonya ve Kore gibi Uzak Doğu Ülkelerinde favori yemek yağıdır. Aynı zamanlarda Mısırlılar susamı ilaç olarak kullanırlardı. Türkler ise M.Ö. 900'lü yıllarda susamı yağ yapımında kullanırlardı. 1.yüzyılda Hindistan'dan Avrupa'ya ithal ediliyordu. Persler ise zeytinyağı üretemedikleri için susam yağı kullanmaktaydılar.

Susam, çeşitli hamur işlerinde, özellikle de simit yapımında kullanılır. Ayrıca tahin yapımında da kullanılmaktadır.

Susam yağı; safra taşlarının düşürülmesinde faydalıdır. Karaciğer hastalıklarında kullanılır. Kabızlığı giderir. Cinsel gücü artırır. Karın ağrısını giderir. Nefes darlığı ve bronşitte de faydalıdır. Özellikle Türkiye’de bazı bölgelerde Şirik Yağı olarakta bilinen susam yağı nefes darlığı çekenlerde ve kronik bronşiti olan hastalarda etkin tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Hatta özellikle öksürük ve ciğerlerle ilgili ağrıyan bölgeye sürüldüğünde ciddi iyileşme belirtileri görülmektedir. Ayrıca Yanıklarda ve cilt hastalıklarından bazı maddelerle karıştırılarak merhem yapımında ve hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır.
Tahin tüketiciler olarak daha çok simitten tanıdığımız susamdan yapılır. Susam taneleri, bi süre suda bekletilerek, özel bir teknikle kabuklarından ayrılıp kavrulur, ardından da kurutulur. Değirmende öğütülen kavrulmuş susam tahin halini alır.

Tahin, içerdiği yüzde 55 yağ sayesinde vücudumuza enerji verirken, gereksinim duyduğumuz yağ asitlerinin oluşmasını da sağlar. Karaciğerde bulunan hücreleri, alkol ve diğer kimyasallardan korur. Lezzetli tadı ile tahin hem sağlık dostu hem de damak dostu bir yiyecektir. Ayrıca besinlerin midemizde uzun süre kalmasına yardımcı olarak acıkmayı geciktirir.

Şekerden önce, Türk tatlılarının esasını pekmez ile bal oluşturuyordu. Bu nedenle, pekmez binlerce yıldır geleneksel beslenme kültürümüzün ve damak zevkimizin en önemli tatlı besinlerinden biridir. Türklerin besin muhafazası için geliştirdiği pekmez; bir taraftan çabuk bozulan üzüm ve üzüm şırasının dayanıklı hale getirilmesini sağlamakta, diğer taraftan da tatlı ve şeker ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olmaktadır. Meyve şırasının yoğunlaştırılıp kaynatılması ile elde edilen pekmez tatlı, koyu renkte katı veya sıvı haldedir. Üzümün yanı sıra, dut, harnup, alıç gibi meyvelerden de pekmezler yapılmaktadır.
Üzüm Pekmezi
Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Vücutta kan yapımında kullanılması, enerji vermesi, iştah açması belirgin özelliklerindendir. Gebelikte bebek gelişimi ve anne adayları için çok faydalıdır. Ayrıca mide, bağırsak ve böbrekler üzerine olumlu etkielri vardır. Damar sertliğine iyi gelir ve kan dolaşımını kolaylaştırır.
Tanelere ayrılan üzüm curunda (havuz) iyice yıkanır. Üzerine üzüm suyunun durulması için havari taşı (bu oran genellikle 1/4 olup, yani üzümün dörtte biri kadar havara taşı) serpilir. Curundaki üzüm iyice ezildikten sonra iyice kaynatılarak pişirilir. Kaynama anında oluşan köpükler alındıktan sonra tortuların dibe çökmesi için bekletilir. Durulan şerbet tekrar teşnelere süzülerek boşaltılır. Kalan tortulu kısım bez torbalara boşaltılarak yüksekçe bir yere asılır ve süzülen şerbet ayrı bir kapta toplanır. Biriken şerbetler güneşte karıştırılarak koyulaştırılır. Bu biçimde istenen koyuluk elde edilince, tekrar süzülür (tülbet bezden geçirilir) ve kavanozlara konur.
Dut Pekmezi
Duttan elde edilen pekmez türüdür. Anemik hastalarca besin olarak alınması çok yararlıdır. Özellikle mide hastalıkları, ülsere iyi gelir. Astım ve bronşit hastalıklarında, soğuğa karşı vücut direncinin arttırılmasında kullanılır. Sporcular için enerji deposudur. Bebeklerin ve çocukların zeka ve bedensel gelişimine yardımcı olur. Gargara halinde ağız ve boğaz hastalıklarında da etkilidir. Çocuklarda sıklıkla rastlanan pamukçukta da tedavi edici olarak kullanılır.
Harnup(Keçiboynuzu) Pekmezi
Keçiboynuzundan elde edilen pekmez türüdür. Ege ve Akdeniz yöresine has bir pekmez türüdür. Doğal ve katkısız olanını tüketmek gerekir. Nefes darlığına karşı oldukça etkilidir. Kolestrolün düşürülmesinde, tansiyonun dengelenmesinde yardımcıdır. Kalbe faydalıdır, kalp çarpıntısını önler. Vücudu güçlendirip, yeniler. Anemik hastalarda oldukça faydalıdır. Ayrıca dişleri ve kemikleri güçlendirici etkisi de vardır. Bağırsakları hareketlendirir. İyi beslenmesi gereken çocuklar ve gebeler için oldukça faydalı bir besin kaynağıdır. Yüksek oranda içerdiği mineraller (potasyum, kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, bakır, çinko vb.) ve vitaminler sayesinde tansiyon, karaciğer ve akciğer üzerine ve daha başka birçok dokuda çok yararlı etkileri bulunmaktadır. Kalsiyum, sodyum ve potasyum içeriği yüksektir. Bu sayede kandaki zehirli maddeleri temizler. Yüksek ham selüloz etkisi ile bağırsak rahatsızlıklarına karşı ve sindirim sistemi üzerine etkilidir. Bağırsak kurdu, tenya, solucan gibi bağırsak parazitlerini temizler. İçerdiği A, B, B2, B3, D vb. vitaminler dolayısıyla doğal güç ve besin kaynağıdır.
Geleneksel bir Türk tatlısı olan tahin helvası, sahip olduğu ortalama 540 kalorilik (100gramda) enerji ile her zaman ısıtıcı, tok tutucu ve enerji verici besin maddesi olarak tüketilmektedir.

Tahin helvasının bileşimi üzerinde yapılan araştırmalara göre; bu tatlının yağ, protein ve şeker açısından zengin bir gıda maddesi olduğu ortaya konulmuştur. Titizlikle uygulanan prosesinden dolayı helva, yüksek dilimlenme özelliğine, ince lif yapısına ve yüksek aromalı lezzete sahiptir.

Helva üretiminde kullanılan çöven eksraktında yer alan saponinin insanlarda kan kolesterol konsantrasyonunu düşürücü etkisi olduğu ve aynı zamanda koroner kalp hastalığı riskini azalttığı öne sürülmektedir. Protein, kalsiyum, demir, diğer mineraller ve vitaminler (B vitamini türevleri) bakımından zengin olduğu için çocuklar ve gençlerin beslenmesinde tercih edilmelidir. Helva karışımındaki susam yağı ve şeker mide rahatsızlıklarına yararlı olduğu için doktorlarca hastalarına tavsiye edilmektedir.

Helva esas olarak iki ana hammaddeden tahin ve şekerden yapılmaktadır. Ve az miktarda asitik düzenleyici (limon tuzu veya diğer adıyla sitrik asit), helvacı kökü olarak da adlandırılan çöven ekstrası ve doğayla özdeş vanilin aroması içermektedir. Çeşnili olarak tabir edilen kakaolu ve fıstıklı helvalarda ise bu hammaddelere kakao veya kavrulmuş antepfıstığı katılmaktadır.

BALIK SONRASI EN İYİ GİDEN TATLI...

Sıcak tahin helvası;
Tahin helvası ufalanarak tarçınla karıştırılır. Üzerine süt ilave edilerek koyu bir bulamaç haline getirilir. Fırın kaplarına döktükten sonra üzerine antepfıstığı yada ceviz serpiştirilir. Kapların ağzına kadar dolmamasına özen gösterin aksi halde taşıp fırını berbat edebilir. 180 dereceye ayarlı fırında kabarıp, üzeri hafif kızarana kadar pişirilir. Afiyet olsun…

Newspaper Ads

Commercials

Radio

Tunas bir aile şirketi olarak 1989 yılında Gaziantep Organize Sanayi'nde Çelikler Gıda bünyesinde faaliyetlerine başlamıştır.
Bugün 12000 metrekare kapalı, 16000 metrekare açık alana sahip tesislerinde günlük yaklaşık 60 ton üretim kapasitesiyle, Avrupa Birliği'nin tüm normlarına uygun, üst düzeyde teknolojik alt yapısı ile geleneksel Türk damak tadını ve sofra kültürünü dünyaya taşımaktadır.
Profesyonel yönetim ve hizmet anlayışı ile kurulan Tunas Gıda Pazarlama ve Çelikler Gıda; kaliteyi, müşteri memnuniyetini ön planda tutan çalışmaları ve yılların deneyimi ile ISO 22000 standartlarına uygun üretim yapmaktadır.
Reçel ve Helva sektöründe yıllara dayanan deneyimine her geçen gün yenilerini ilave ederek büyüyen Tunas, 4 kıtada yaklaşık 40 ülkeye yapılan ihracat ve Türkiye geneline yayılan bayilik, distribütörlük sistemi ile müşterilerine hizmet vermektedir.
Uzun süren araştırmalar ve önemli kimyasal hesaplamalarla, kalori ve besin değerleri oluşturulan Tunas'ın tüm ürünleri özellikle çocuklar için ideal enerji kaynağı ve besleyicilik özelliği taşımaktadır.
Geleneksel tatları günümüze taşımaktaki ustalığını,yeniliklere açık, reformist yapısı ile birleştirerek sektöründe lider bir marka olmayı başaran Tunas, Türk milletinin asırlardır üzerinde önemle durduğu lezzetlerden farklı ürünler yaratarak sofralarımıza çeşitlilik katmaktadır.
Tunas, kendi sektöründe "inovasyon" un temsilcisi olmayı hedeflemiş ve aldığı birçok ödülle de bunu ispatlamıştır.
Dünya'nın ve Türkiye'nin en iyi susamlarından elde ettiği Tahini, Türkiye'nin en gözde üzümlerinden üretilen Pekmezi, doğal bir besin ve enerji kaynağı olarak her yaştan tüketiciye tavsiye edilen krem tahin helvası Krelva'yla birlikte, kakaolu fındık kreması Marvella ve ülkemizdeki meyve çeşitliliğinin hakkını veren; çilek,kayısı,vişne,ahududu,böğürtlen,portakal,incir,erik,gül reçelleriyle Tunas çeyrek asırdır hayatımızı tatlandırıyor ve sofralarımıza birbirinden nefis lezzetler katıyor.

SESAME PASTE
İyi kalite susam tohumlarının eleme, kabuklarının soyulması ve ayrılması işlemlerinden sonra yıkanarak 150º - 200º C de 2 ile 3 saat arasında kavrulması  sonucunda elde edilen tahin, daha sonra oda sıcaklığına inene kadar bekletilir. Ardından ezilmek suretiyle hiçbir katkı ve koruyucu madde içermeksizin yenilecek kıvama getirilir. Tamamen doğal olan tahin, açık krem renginde akıcı bir gıda maddesidir. Kahvaltılarda, unlu mamüllerde tüketildiği gibi içine bal veya pekmez karıştırılarak yüksek besin değerine sahip bir tatlı olarak da beğenilmektedir.
Tahin, içerdiği yüzde 55 yağ sayesinde vücudumuza enerji verirken, gereksinim duyduğumuz yağ asitlerinin oluşmasını da sağlar. Ayrıca besinlerin midemizde uzun süre kalmasına yardımcı olarak acıkmayı geciktirir. Gençlik kaynağıdır. Hücreleri yeniler ve yaraları kapatır. Tahinde bol miktarda lesitin (E vitamini) bulunmaktadır, ayrıca C ve B vitaminleri açısından da zengindir. Hafif laksatif ve idrar söktürücüdür. İki çorba kaşığı tahinde yaklaşık yarım kilo biftekteki kadar protein vardır.

MOLASSES
Pekmez hızla kana karışma özelliğinden dolayı acil enerji ihtiyacı olanlar için mükemmel bir gıdadır. İki yemek kaşığı (20 g) pekmez; insan vücudu için çok değerli olan 2 mg demir, 80 mg kalsiyum ve 58 kcal enerji içerir. Büyüme çağındaki çocuklar, işçiler, sporcular, hamile ve emzikli kadınlar için son derece besleyici bir gıda maddesi olan pekmezin 100 gramında 0.014 mg Vit B1, 0.15 mg Vit B2, 1,4 mg nisain bulunmaktadır.
Yapılan bir diğer araştırmaya göre 1 kg üzüm ve 200 g pekmezin kalori açısından 1150 g süte, 300 g ekmeğe, 390 g ete eşdeğer olduğu belirtilmektedir. Ayrıca pekmezde bulunan şekerin, glikoz ve fruktoz halinde olması bebek ve çocukların beslenmesi açısından büyük önem taşır.
Pekmezin sindirim sisteminde parçalanmasına gerek yoktur, kana geçerken ek bir enerjiye gerek duymadan hücre dışından içine basit bir difüzyonla aktarılır. Bu nedenle özellikle enerji aktivitesi yüksek olan çocuklarda ve sporcularda enerjinin pekmezle sağlanmasının büyük önemi vardır.
Üzüm ve pekmezin içerdiği demir (16mg/kg) kolayca emilmekte ve günlük demir ihtiyacının % 35'i bu ürünlerce karşılanabilmektedir.
Ayrıca üzüm pekmezi, kanı artırır, enerji verir, iştah açar, hamilelikte ve bebek gelişiminde çok faydalıdır. Mideyi, bağırsakları, böbrekleri kuvvetlendirir. Damar sertliğine iyi gelir. Kan dolaşımını rahatlatır.

HELVA
Kavrulan susamın değirmende öğütülmesiyle yapılan, saray sofralarının vazgeçilmezi Tahin Helvası'na, asırlar boyunca Orta Asya ve Güney Avrupa dahil Türk, Arap ve Yahudi kimliğinin olduğu her yerde rastlamak mümkündür. Hatta çağa öylesine damgasını vurmuştur ki, birçok tatlının adının ilk ismi veya sonu helva diye nitelendirilmiştir. Helvanın tarihçesi araştırıldığında, Pakistan'dan, Hindistan'dan geldiği gibi birçok karışık bilgiye rastlansa da, helva %100 son dönem Osmanlı tatlısıdır ve bunu Türkler sahiplenmiştir. Helva sözcüğü Arapça'dan gelme bir kelimedir ve güzel, hoş, tatlı anlamına gelmektedir.
Kakao, Fıstıklı ve Sade çeşitleriyle saray sofralarının değişmez lezzetini bugüne taşıyan Tunas Tahin Helvası, "B" grubu vitaminler bakımından zengindir. Enerji verme özelliğinin yanında protein, karbonhidrat ve kalsiyum açısından da yüksek değerler taşımaktadır.     

REÇEL
Kahvaltı sofralarının vazgeçilmez lezzeti olan reçelin Uzakdoğu Mutfağı hariç tüm dünya mutfaklarında önemli bir yeri vardır. şeker ve meyveyi birleştirmeyi ilk kez akıl edenler Ortadoğulular olmuştur. Reçelin Ortadoğu'dan dünyaya yayılması Haçlı Seferleriyle gerçekleşmiştir. Haçlılar Ortadoğu yerlilerinden öğrendikleri reçeli Avrupa’ya götürmüşler ve böylece reçelin tüm dünyaya yayılmasını sağlamışlardır.
Reçelin lezzetini ve besleyici özelliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri içerisindeki meyve oranı ve meyvelerin kalitesidir. Tunas, taze meyvelerden harmanlayarak ve doğal tatlarını koruyarak ürettiği çilek, gül, kayısı, vişne, ahududu, böğürtlen, portakal, incir ve daha pek çok çeşit reçeli ile kahvaltılarınıza baş döndürücü lezzetler katmakta, meyvenin en tatlı hali ile sofralarınızı renklendirmektedir. 

ÇİLEK
Pembe renkli ve kokulu bir bitki olan çilek oldukça yararlı ve besleyici bir meyvedir. Çilekte bol miktarda demir ve fosfor bulunmaktadır. Ayrıca C, B ve K vitamini açısından da zengindir.

Çileğin Faydaları Çilek vücuda kuvvet verir. Kolesterolü düşürür ve damar tıkanıklığını önler. Aynı zamanda çok iyi bir antioksidan olan çilek bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı kuruyucudur. Sindirim sisteminin düzenli çalışmasında çok faydalıdır. Bağırsak kurtlarını döker, idrar söktürür ve vücuttaki zararlı maddeleri vücuttan uzaklaştırır. Kanı temizler. Diş etlerini güçlendirir ve ağız kokusunu giderir. Sakinleştirici etkisi ile tansiyonu düşürür ve stresi azaltır. Ateşi düşürür. Romatizma ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir. Cildi nemlendirir, tazelik ve güzellik verir.

Çilek Nasıl Kullanılır? Çileğin yaprakları, iyi kurutulmak şartıyla, çay yapımında kullanılabilir. Çilek aç karnına yenirse daha iyi sindirileceği için daha yararlı olur. Çilek ezilerek püre haline getirildikten sonra süt ile karıştırılıp, cildi temizlemek ve canlandırmak için kullanılabilir.

AHUDUDU
Efsaneye göre, Tanrılar Tanrısı Zeus’un yaşadığı Olimpos Dağı’nda yetişen bu bitki ağaç çileği olarak da adlandırılır. Gülgiller (Rosaceae) familyasından hoş kokulu meyveler veren dikenli bir çalı bitkisidir.
Ahududu, C vitamini, demir ve organik asitler içeren meyveleri özellikle şeker hastalarına, mide ekşimesinden yakınanlara, romatizmaya, peklik çekenlere ve idrarında albümin bulunanlara önerilir. Karaciğer dostu olan ahududu, anjinde, bronşitte, idrar yolları hastalıklarında ve ağız iltihaplarında da kullanılan şifalı bir bitkidir.

VİŞNE
Kiraza benzeyen ve tadı kiraz tadından daha ekşi olan bir meyvedir. Tam bir vitamin ve mineral deposu olan vişne, A ve C vitaminleri ile sodyum, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri açısından zengindir. Kiraz vişne ile benzer özellikler taşır.

Vişnenin Faydaları Vücudu ve mideyi kuvvetlendirir. Mikrop öldürücüdür. Ateşi düşürür ve idrar söktürür. İshali keser. Vücuda rahatlık verir. Susuzluğu giderir. Öksürüğe iyi gelir. Ağrıları dindirir. İltihap gidericidir. Uyku düzensizliğinde faydalıdır.

Vişne Nasıl Kullanılır? Meyvesi, meyve sapları ve vişne ağacının kabukları kullanılır. Vişne reçeli ve vişne suyu farklı tadıyla severek tüketilen besinlerdir. Tıbbi açıdan kabukları ateş düşürücüdür. Sapları ise idrar söktürücü olarak kullanılır.

KAYISI
Önemli mineraller ve vitaminler içeren kayısının insan vücuduna birçok yararı bulunmaktadır.
Kayısının Faydaları Beynin düzenli çalışmasını sağlar, stres azaltır. Karaciğerin tahrip olan kısımlarının tamirini sağlar. Kemiklerin daha düzgün ve sağlam olmasında önemli rol oynar. Dişlerin daha sağlam olmasında önemli rol oynar. Kan yapımını artırarak, kansızlığa engel olur. Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin oluşmasına engel olur. Ülserlerin iyileşmesinde de önemli rol oynar. Böbreklerde taş teşekkülünü azaltır. Üreme sistemi üzerinde olumlu rolü bulunup, cinsel gücü artırır. Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Kalp kaslarını kuvvetlendirir ve daha düzenli çalışmasını sağlar. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.

AYVA
Ayvanın meyvesinde pektin, tanen, şeker, organik asit, A ve C vitamini ve mineral tuzlardan bol miktarda bulunmaktadır.
Ayva meyvelerinden hazırlanan şurup ve kompostolar çocuk ishallerine karşı çok etkilidir. Ayva meyveleri kalbe kuvvet verir ve rahatlatır. Kalpteki sıkıntıyı, çarpıntıyı ve ağız kokusunu giderir. Harareti ve ishali keser. Hazımsızlığı giderir, mideyi ve bağırsağı kuvvetlendirir, ince bağırsak iltihabını giderir. Vücudun gelişmesine yardım eder. Ayva damar sertliğine, karaciğer tembelliğine iyi gelir, tansiyonu düşürür, safrayı düzene sokar. Yapraklarının çayı kalp ağrılarına iyi gelmekte, sakinleştirici özelliği bulunmaktadır.

Meyvesinden yapılan reçel, sindirim sistemi rahatsızlıklarında tedavi edici olarak görev üstlenmekte, cinsel arzuyu kuvvetlendirmektedir. Tereyağında pişirilen ayva; nefes yolu hastalıklarına, müzmin öksürüğe, bronşite ve tüberküloz hastalığına iyi gelmektedir. Ayva çiçeği bal ile macun yapılıp yutulursa, baş ağrısını keser. Ayva çiçeği kaynatılıp içilirse, kalp çarpıntısını keser, kalbi kuvvetlendirir, annenin sütünü artırır. Ayva kokusu kalp ve dimağı kuvvetlendirir. Ayva hoşafı yaşlıların ayaklarının tutukluk yapmasını giderir. Ayva varise karşı iyidir, yorgunluğu, bitkinliği giderir.

PORTAKAL
Yapısında C, B1, B2 ve PP gibi çok sayıda vitamin, kalsiyum ve potasyum ve çeşitli madensel tuzlarla birlikte oligo-elementler, meyve şekerleri ve karoten bulunan portakalın pek çok yararı var.
C ve B vitamini açısından zengin olan portakal, insana dinamizm verir. Portakalın içindeki C vitamini, damarların sertleşmesine karşı iyi gelir ve damar tıkanmalarını önler. Vücuttaki direnci arttırır. Kanın durulmasına ve temizlenmesine yardımcı olur. Hazmı kolaylaştırır. Enerji verir. Portakal reçeli ise karaciğeri çalıştırır.
Portakalda B vitamini çeşidi olan folak ve folik asit de bulunmaktadır. Yapısındaki karoten kanı temizler ve aynı zamanda cildi güzelleştirir. İçinde bol miktarda C vitamini bulunduğundan vücudu grip ve nezle gibi kış hastalıklarına, soğuk algınlıklarına karşı korur.

İNCİR
Taze ve özellikle kuru incirin yenilmesiyle insan bedeninin hücreleri yenilenir. İncir, içerdiği yüksek oranlardaki protein, vitamin ve minerallerle hücrelerin yenilenmesini sağlayan bir besindir. İncir, içerdiği yüksek orandaki liflerle bedene giren kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar. Sindirimi kolaylaştıran incirin bedeni bakterilere karşı koruyan etkileri de vardır. İncir içerdiği yüksek orandaki kalsiyum ve fosforla kemik ve dişlerin oluşumu ile sağlıklarını garantiler. İncirin içerdiği kalsiyum, diğer besinlerdekine göre daha kolay sindirilir. Süt içemeyen kişilerin incir yemeleri öğütlenir.
İncir, içerdiği 'benzaldehit' adlı maddeyle kanserli hücrelerin büyümesini önler, kansere karşı etkili olur.

BÖĞÜRTLEN
Böğürtlen, organik asitler, mineraller ve vitaminler bakımından çok zengindir.
İnsan sağlığında önemli rolleri olan böğürtlen, yaşlılıktan kaynaklanan hafıza kayıplarını önler. İshallerde çok faydalıdır. Ağız yaralarına ve ayak yorgunluklarına da iyi gelmektedir. Böğürtlen iyi bir güzellik losyonu olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca böğürtlen yüksek tansiyonu düşürür, gözlerdeki zafiyeti giderir, mesane taşlarının düşmesine yardımcı olur. Ağız, dil, diş eti ve bademcik iltihaplarını giderir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. Haricen kullanıldığı takdirde ağrıları dindirir, yanıkları iyileştirir. Kökü kaynatılıp, suyu içilecek olursa kandaki şeker miktarını düşürür.

KARA ERİK
Sinirleri güçlendirir. Zihin yorgunluğuna iyi gelir. İdrar söktürerek vücudun rahatlamasını sağlar. Karaciğer şişkinliklerinde yenmesi tavsiye edilir. Kansızlığa iyi gelir. Romatizma, mafsal kireçlenmesinde yararlanılması gereken bir meyvedir.

Kayısı Reçelli Kurabiye

Malzemeler
- 1 paket margarin
- 1 yumurta
- Tunas Kayısı Reçeli
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 paket kabartma tozu
- Aldığı kadar un
- Yeterince pudra şekeri

Hazırlanışı
Oda sıcaklığında yumuşamış margarini, şekeri ve yumurtayı karıştırın.
Yeteri kadar un ve kabartma tozunu da ilave ederek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur yapın.
Nemli bir beze sararak 1 saat kadar buzdolabında dinlendirin.
Dinlenmiş hamuru merdane yardımıyla yarım parmak kalınlıkta açın.
Kek kalıbının ağzı ile kalpler şeklinde (veya bir su bardağının ağzı ile daire şeklinde) kesin.
Bu kestiğiniz kalplerin yarısının da ortasını daha küçük boyda bir kalıp ile kalp veya bir başka şekilde yine kesin çıkarın.
Hepsini hafif yağlanmış fırın tepsisine dizin ve 200 dereceye ayarlanmış fırında kurutmadan pişirin.
Bütün olarak pişirdiğiniz kurabiye parçalarına Tunas Kayısı Reçelini sürün.
Delikli kurabiye parçaları ve diğer içlerinden çıkan ufak parçaların üzerine güzel gözükmesi için pudra şekeri eleyin.
Daha sonra delikli kurabiyeleri, reçel sürülmüş deliksiz kurabiyelerin üzerine itina ile yerleştirin.
Soğuduktan sonra kurabiyeleri hep bir arada servise sunun.

Çilek Reçelli Kek

Malzemeler
- 1 su bardağı un
- Yarım su bardağı şeker
- 4 çorba kaşığı süt
- 2 adet yumurta
- 4 çorba kaşığı süt
- 4 çorba kaşığı tereyağ
- 5 çorba kaşığı hindistan cevizi
- 1 çay bardağı Tunas Çilek Reçeli
- Renkli şekerler

Hazırlanışı
Kek kalıbını hafifçe yağlayın.Tereyağını ve toz şekerini bir kapta iyice çırpın. İçine yumurtayı ve sütü ekleyip karıştırmaya devam edin. Unu ve kabartma tozunu da ekleyip hafifçe yedirerek karıştırın. Hamuru kek kalıplarına dökün. Kekleri fırında 15 dakika pişmeye bırakın. Kekler piştikten sonra kalıptan çıkartıp çilek reçeline ve sonra da hindistan cevizine bulayıp servis yapın.

İncir Reçelli Çörek

Malzemeler
- 5 su bardağı un
- 1 su bardağı şeker
- 100 g margarin
- 1 su bardağı süt
- 2 adet yumurta
- 30 g yaş maya
- 1 tutam tuz
- 1 adet limon kabuğu rendesi
- 20 adet Tunas İncir Reçeli tanesi
- Üzerine: Margarin ve Pudra şekeri

Hazırlanışı 
Mayayı sıcak süt ile eritin. Bir süre kabarmasını bekleyin. Unu, şekeri, margarini, yumurtaları, tuzu ve içinde maya erittiğiniz sütü karıştırın. Limon kabuğu rendesini de ekleyin. Gerekirse 1-2 çorba kaşığı un ekleyin. Hamuru yoğurduktan sonra üzerine bir kapak kapatıp mayalanmasını bekleyin.

2 kat kabaran hamurdan parçalar koparın. Yuvarlayıp içlerine birer incir reçeli tanesi koyun. Hamuru açık yeri kalmayacak şekilde kapatın.

Yağlanmış fırın tepsisine sıralayın. Herbirinin üzerine bir parça margarin koyun. 200 dereceli fırında pembeleşene dek pişirin. Üzerine pudra şekeri serperek servis yapın.

Reçelli Bisküvi Tatlısı

Malzemeler
- Tunas Vişne Reçeli
- Yarım kilo un
- Yarım su bardağından bir parmak fazla toz şeker
- 8 çorba kaşığı margarin
- 2 adet yumurta
- 1 buçuk su bardağı toz badem
- 1/4 çay kaşığı vanilya
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 1 çay bardağı hazır çikolata sos

Hazırlanışı
Unu bir kaba ekleyip üzerine toz şeker, margarin, yumurta, toz badem, vanilya ve kabartma tozunu ekleyin. Malzeme özleşene dek yoğurun. Yoğurduğunuz hamuru bezelere ayırıp, düz bir zeminde 4 mm kalınlığında açın. Su bardağı ile hamurlardan yuvarlaklar çıkarın. Hamurların yarısının ortasını, kalp şeklinde daha küçük bir kalıpla kesin. Hepsini, hafifçe yağlanmış fırın tepsisine dizin. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pembeleşene kadar pişirin. Soğuduktan sonra bisküvileri ikili olacak şekilde üstüste koyun (ortasını kestikleriniz üste gelecek). Kurabiyelerin kenarlarını çikolata sosa bulayın içlerine vişne reçeli doldurup servis yapın.

Tahinli Profiterol

Malzemeler - 250 gr pasta kreması (iç harcı için)
- 275 ml krema (sosu için)
- 100 gr Tunas Tahin (sosu için)
- 55 gr sütlü çikolata (sosu için)
- 225 gr bitter çikolata (sosu için)
- 125 ml su
- 125 ml süt
- 5 gr tuz
- 175 gr un
- 112 gr tereyağı
- 5 adet yumurta
- 100 gr tereyağı (sosu için)
- 100 gr glikoz (sosu için)
- 100 gr şeker (sosu için)

Hazırlanışı
Su, süt, tereyağı ve tuzu ocağa koyun. Kaynamaya başlayınca unu ilave ederek tahta kaşıkla karıştırın. 1 dakika pişirip soğumaya bırakın. Yumurtaları ilave edip çırpıcı ile ya da kaşıkla birbirine yedirin. Koyu mayonez kıvamına gelince sıkma torbası ile yağlı tepsi veya silpata, şekil vererek sıkın ve 190 derecede 10-12 dakika pişirin.

Sosun Yapılışı:
Çikolatalar hariç tüm malzemeyi karıştırarak ocakta kaynatın. Çikolataları ilave edin. İyice karıştıktan sonra soğumaya bırakın.

Tahinli Çıtır Rulo

Malzemeler
- 2 yufka
- 8 çorba kaşığı Tunas Tahin
- 6 çorba kaşığı sıvı yağ
- 10 çorba kaşığı toz şeker
- 3-4 çorba kaşığı ceviz yada fındık içi
- 1 adet yumurta sarısı
- Pudra şekeri (Ruloların üstüne)

Hazırlanışı
Tahin, sıvı yağ, toz şeker ve cevizi karıştırın. Yufkayı serip, harcın yarısını sürün. Yufkayı katlayıp yarım daire oluşturun ve rulo yaparak sarın. Diğer yufkaya da aynı işlemi yapın.
2-3 cm aralıklarla ruloları kesin ve önceden yağlanmış tepsiye dizin. Üzerlerine yumurta sarısı sürün. Önceden ısıtılmış fırında 20-25 dakika üzeri pembeleşinceye kadar pişirin. Arzuya göre üzerlerine pudra şekeri serpin.

Pekmezli Kek
Malzemeler
- 2 yumurta
- 3 yemek kaşığı dolusu yoğurt
- 70 gr tereyağ (eritilmiş, ılıtılmış)
- 2 yemek kaşığı limon kabuğu rendesi
- 1 çay bardağı esmer şeker
- 2 yemek kaşığı rendelenmiş limon kabuğu
- 3-4 yemek kaşığı Tunas Pekmez
- 1 paket kabartma tozu
- 1 su bardağından biraz fazla un

Hazırlanışı
Yumurta, yoğurt, ılımış margarin ve pekmezi bir kapta çırpın. Başka bir kapta şeker, un ve kabartma tozunu karıştırın. Yavaş yavaş sıvı malzemelerin içine dökün ve yavaşça karıştırın. İçine en son limon kabuğu rendelerini ekleyin ve karıştırın.
Bir kek kalıbını veya muffin kalıplarınızı hafifçe yağlayın. İçine dökün. Önceden ısıtılmış 170 derece fırında pişinceye kadar tutun. Kürdan testiyle piştiğinden emin olduktan sonra çıkarın. Üstüne 1 çay kaşığı pekmez dökerek servis yapın. Afiyet olsun.